Üstelik kamuoyunda oluşan algının aksine, “zilsiz okul” uygulaması bütün okullar için zorunlu bir uygulama değildir. Okulların fiziki yapısı, öğrenci profili, yaş grubu ve eğitim ortamının ihtiyaçları dikkate alınarak değerlendirilmesi gereken bir tercihtir. Buna rağmen birçok okulda uygulama, pedagojik sonuçları yeterince değerlendirilmeden sürdürülmektedir.
Oysa ilkokul ve ortaokul öğrencileri; zaman yönetimi, dikkat sürdürme, planlı hareket etme ve geçiş süreçlerini organize etme becerilerini henüz tam olarak geliştirememiş bireylerdir. Gelişim psikolojisi alanındaki bilimsel çalışmalar; bu yaş grubundaki çocukların dışsal yönlendirmeye, rutinlere ve somut uyarıcılara ihtiyaç duyduğunu ortaya koymaktadır. Okul zili de tam olarak bu işlevi yerine getiren temel bir düzen aracıdır.
Zil; yalnızca “ders başladı” anlamına gelen mekanik bir ses değildir. Aynı zamanda okul düzenini sağlayan, öğrencinin zaman farkındalığını geliştiren, güvenli geçişleri kolaylaştıran ve eğitim ortamındaki karmaşayı azaltan pedagojik bir araçtır.
Bugün birçok okulda zilsiz uygulama nedeniyle öğretmenler:

Koridorlarda öğrenci toplamak,

bahçede sınıfa çağrı yapmak,

ders başlangıçlarını sürekli sözlü uyarılarla sağlamak,

teneffüs bitiminde düzen kurmaya çalışmak zorunda kalmaktadır.
Yani zilin kaldırılmasıyla oluşan boşluk, fiilen öğretmenin seslenmesiyle doldurulmaktadır. Görüldüğü üzere sistem değişmiş olsa da ihtiyaç ortadan kalkmamıştır.
Bu durum hem öğretmenin mesleki enerjisini tüketmekte hem de eğitim ortamında düzensizlik oluşturmaktadır. Özellikle kalabalık okullarda ders geçiş süreleri uzamakta, öğrenme süresi fiilen azalmaktadır.
Ayrıca ilkokul ve ortaokul çağındaki çocuklar için net sınırlar ve belirgin rutinler psikolojik güven hissi açısından da önemlidir. Belirsizleşen ders geçişleri öğrencilerde dikkat dağınıklığına, motivasyon kaybına ve disiplin sorunlarına yol açabilmektedir.
Öte yandan Kırşehir’de bazı ilkokullarda uygulanan kısa süreli, düşük sesli ve yalnızca uyarı niteliği taşıyan zil sistemi ise oldukça yerinde ve başarılı bir örnek oluşturmaktadır. Öğrencileri irrite etmeyen, ani gürültü oluşturmayan ancak ders geçişlerini düzenleyen bu uygulama; hem okul disiplinini korumakta hem de öğrencilerin dikkat ve psikolojik konforunu olumsuz etkilememektedir. Bu nedenle tamamen zilsiz bir sistem yerine; uzun ve yüksek sesli klasik zil uygulamalarının kaldırılarak, kısa ve düşük sesli uyarı zillerinin özellikle ilkokul ve ortaokullarda kullanılması çok daha pedagojik ve uygulanabilir bir yöntem olacaktır.
“Öğrenciler sorumluluk kazansın” düşüncesi elbette değerlidir. Ancak sorumluluk eğitimi; çocukların gelişim düzeyine uygun yöntemlerle, aşamalı biçimde kazandırılır. Gelişimsel olarak hazır olmayan yaş grubuna yetişkin sorumluluğu yüklemek pedagojik değildir.
Bu nedenle özellikle ilkokul ve ortaokullarda uygulanan zilsiz okul sisteminin yeniden değerlendirilmesi artık bir zorunluluktur. Zorunlu olmadığı halde birçok okulda devam ettirilen bu uygulama; eğitim ortamında düzeni, güvenliği ve öğretim verimliliğini olumsuz etkilemektedir. Önümüzdeki eğitim öğretim yılında bu uygulama mutlaka kaldırılmalı; okullar yaş gruplarına uygun, bilimsel temelli ve uygulanabilir sistemlere yeniden kavuşturulmalıdır.